"Düşündüm de, insan kendi yaşamının yağmurlarında ıslanma fırsatını kaçırmamalı." -Charles Bukowski-

30 Ocak 2012 Pazartesi

Elimizde Olanla Yetinmemek Niye ?

Yaşamlarımızdan, sahip olduklarımızdan neden memnun olamıyoruz? Hep daha fazlasını istiyor,bencilce davranmıyor muyuz? Daha başarılı, daha zengin, daha güzel/yakışıklı , daha çok sevilen olma arzumuzu neden dinginleyemiyoruz?
Sahip olduğumuz yaşam iyi ya da kötü bizim yaşamımız.Merkezinde biz varız. Bizim yaptıklarımızla veya yapmadıklarımızla şekillenen bir yaşam var elimizde. Düşünüyorum da bazen; sokakta yaşayan annesi babası tarafından sevgi ve saygının 's' sini görmemiş, genç yaşta başa gelebilecek en kötü felaketlere tanık etmiş biri de olabilirdik. Ya da yürüyemeyen, elleri olmayan, gözleri görmeyen biri de...Ya da nebiliyim çok zengin ve soylu bir aileden gelen her istediği hemencecik oluveren, can sıkıntısını partilerden partilere koşmakla gideren birisi de...
Her kim olursak olalım her birimizin hayat yolu , kaderi ayrı çizilmiş ve buna yön verecek olanlar da bizler değil miyiz ? Bizlerden daha iyi yaşayan insanlara imrenerek hayatımızı geçirmek niye? Neden sahip olduklarımızın kıymetini onları kaybedince anlamak zorunda kalıyoruz? Her şeye sahip olduğunu düşündüğümüz biri mutsuzken, giyeceği veya yiyeceği olmayan birinin mutlu olması neden anormal geliyor gözümüze? Hayatımızın belki de bir başkasının hayali olduğunu düşünerek , sahip olduğumuz her şey için şükrederek  yaşamamız gerektiğini daha ne zaman fark edeceğiz?

28 Ocak 2012 Cumartesi

Ekmek Arası...

Önümde uzanan yolu görebiliyordum. Yoksuldum ve yoksul kalacaktım. Para değildi özellikle istediğim. Bilmiyordum ne istediğimi. Hayır bilmiyordum. Saklanabileceğim, saklanıp bir şey yapmak zorunda kalmayacağım bir yer istiyordum. Bir şey olma düşüncesi beni korkutmakla kalmıyor, hasta ediyordu. Avukat, danışman, mühendis veya benzer bir şey olmayı düşünmek bile olanaksızdı benim için. ... Bu tür şeylere katlanmak için mi dünyaya geliyorduk? Bulaşıkçılık yapmayı, akşamları küçük odamda içki içip sızmayı yeğlerdim.
Charles Bukowski 

24 Ocak 2012 Salı

Olumsuzluk üzerine...

Her zaman olumsuz olmakla suçlandım. Çamur atma sanatından başka bir şey değildir olumsuzluk. Zayıflıktır bence. " her şey yanlış! her şey yanlış!" demekten başka bir şey değildir. "bu doğru değil!" "o doğru değil!" i̇nsanın o anda olup bitene uyum sağlamasına engel olan bir zayıflıktır olumsuzluk. Evet, kesinlikle zayıflıktır, aynı iyimserlik gibi. "güneş parlıyor, kuşlar ötüyor, gülümse." O da palavra. gerçek ikisinin arasında bir yerde yatıyor. Her şey olması gerektiği gibi. Baş etmeye hazır değilsen… Geçmiş olsun evlat. -Charles Bukowski-

23 Ocak 2012 Pazartesi

Fernando Pessoa'dan...

Sayısız insan yaşar içimizde,
hissetsem de düşünsem de bilemem
kim düşünür içimde kim hisseder.
Düşünceler ya da hisler için
yalnızca sahneyim ben.

Ruhsa, birden fazla var bende.
Ben’se benden daha fazlası.
Herkes kayıtsız oysa
yaşadığım hayata:
Susturuyorum onları,
kendim konuşurken.

Hislerim, hissetmediklerim
onlardan doğup da birbiriyle
çelişenler. Farkına varmıyorum
hiçbir şeyin yalnızca yaşıyorum ben,
olmak istediğime kimsenin bir sözü yok.

20 Ocak 2012 Cuma

Bazen Yalnızlık İyidir...

Bazen yalnız kalmak istiyorum. Telefonumu kapatayım, netten falan da kimse ulaşamasın bana. Zira zaman zaman böyle de yapıyorum.
Sıkılıyorum bazen. Alışkanlıklarımdan, kendimden, çevremden, okuldan,derslerden...Bir süre hiç bir şeyle ilgilenmeyesim geliyor. Sadece iç sesimi duyabileyim ona anlatayım hissettiklerimi,düşüncelerimi. Yargılamadan, sözümü kesmeden dinlesin beni. O dinledikçe ben hafifleyeyim, içimde biriktirdiklerimi döküvereyim önüne...
Akşama doğru yağmur yağsın mesela. Sağanak yağsın hem de. Çıkayım tek başıma sokağa. Şemsiye de almayayım yanıma. Islansın saçlarım, yağmur yıkasın yüzümü.Haykırayım doyasıya söyleyip isteyipte söyleyemediklerimi. Varsın deli desinler bana umursamayayım artık kimin ne dediğini.Çeksem içime mis gibi yağmur kokusunu, toprak kokusunu.
Ya da kar olsun dışarıda ve soğuğa aldırış etmeden çıkayım dışarıya ve ellerimle dokunsam kar tanelerine ellerimi hissedemeyecek duruma gelene kadar...Umrumda olmasın hiçbir şey sadece ve sadece o anın tadını çıkarayım.
Kendi kendimle baş başa kalıp geleceği düşünmek ve sürekli yaptığım planlar arasında bocalamak yerine an'ı yaşamaya karar verdim sonunda. Aslında hep böyle düşünüyorum ama yaşamıma uygulayamıyorum galiba. Bundan sonra yarın için endişelenip bugünümü de kaçırmak istemiyorum. Her anın,  her günün, her saatin ,her mevsimin tadına varmak istiyorum. Her yaşadığım anın hem de acısıyla,tatlısıyla.
Üç dört gündür yalnızım mesela.Arkadaşlarım memleketlerinde , bazılarının da sınavları var yani yalnızım ben de. Ama diyorum ya bazen öyle tatlı geliyor ki yalnızlık. Bol bol kitap okuyorum, uyuyorum vicdanım rahat bir şekilde. Çalışmam gereken dersler de yok çünkü tatildeyim sonunda. Ne istersem onu yapıyorum yani. Bu yüzden bazen yalnızlık çok ama çok iyidir!

18 Ocak 2012 Çarşamba

Kısa Hayat Öyküm / Abidin Dino

"Benim yapabildiğim, yaptığımı umduğum, son soluğuma değin yapacağım ki önümde uzun bir zaman yok, biliyorum bu birtakım şeylerin yaklaşmakta olduğu duygusunu yaşamak ve yaşatmak. Her zaman felaketleri düşünmemek gerek. En korkunç acılardan sonra tüm bu yaşadıklarımız olağanüstü güzellikte bir yaşama dönüşebilir."

16 Ocak 2012 Pazartesi

uzun yıllar mı dersin günler mi dersin  geçeli
ne geçeli?
yokuşu çıkıp da bir başına bizim kehremanın,
müzik dolabına bir plak koyduğundan bu yana.
şimdi başlayalım yazmaya

Neresinden tutunacağımızı bilemediğimiz, elimizi her attığımızda düzeltmekten çok bozmaya eğilimli olduğumuz bir yapboz mudur hayat?
“Medeni” hayata geçebilmek için iznimiz olmadan atalarımızın kabullendiği kurallara uymak zorunda mı bırakıldık? Yoksa sınırları kesin bir şekilde kara kalemle çizilmiş bir çemberin içinde dönüp dolaşıyoruz da durup durup kendi benliğimize mi çarpıyoruz?
Tezer Özlü