"Düşündüm de, insan kendi yaşamının yağmurlarında ıslanma fırsatını kaçırmamalı." -Charles Bukowski-

27 Ekim 2018 Cumartesi

Bir arayış içerisindeyim.

"Bir arayış içerisindeyim,
Yürüyorum,
Yol uzun belirsiz,
Yürüyorum ama hiçbir yere varamıyorum.

Neredeyim ben ?
Neydi aradığım ?
Kayboldum galiba... bir vakit sonra geri dönmeye karar verdim.
Ne olacak bu halim ?
Ben ne için buradayım ?
Kimim ben ? 
Birden durgunlaştım.
Bu sorular bana gizli bir kapı araladı. 
Açtım o kapıyı, 
Bambaşka bir dünyaya ayak bastım, 
Ve anladım... Yanlış şeyleri yanlış yerde arıyormuşum.
Beni Yaratan kendimi bulmamı istiyor. 
Aradığım içimde gizli, onu bulmaya gidiyorum..."

-Zeynep Çayırlı-

30 Eylül 2018 Pazar

Bir küçük HAMSİKÖY gezisi...


Karadeniz turunun ikinci gününde sütlacıyla meşhur Hamsiköy’e gittim. Genelde ilk defa gideceğim yerleri çoğu insan gibi önceden araştırırım. Hamsiköy’e de instagramdan bakmış, insanların nerede nasıl fotoğraflar çektiklerine bir göz atmıştım. Fotoğrafların güzelliğini görünce daha da heyecanlandım ama bir yerin havasını solumak, o yeri hissetmek  fotoğraflarına bakmaktan çok daha güzel.

Fotoğraflarından anladığım kadarıyla Hamsiköy yeşilin bin bir tonunu içinde barındıran tatlı mı tatlı minik bir köydü.  Gidiş yolu ise dar ve virajlı olduğundan bir hayli yorucuydu. Hatta yol öyle bir hal almaya başlamıştı ki umarım yiyeceğim sütlaç bu yola değer demeye başladım. Ama ne olursa olsun yolda olmak güzeldi. Bir nevi kendi içime de yaptığım bir yolculuktu. Sonuçta insan nereye giderse gitsin kendinden bir adım öteye gidemiyor. Kulaklığımı taktım. İmera'nın hüzünlü Karadeniz şarkıları eşliğinde yolu izlemeye koyuldum. Gördüğüm her manzara karşısında daha da büyüleniyor, şaşkınlıkla karışık merakla etrafı izliyordum. Sanki bulutlar yeryüzüne inmişti. Elimi camdan dışarıya uzatabilsem bulutlarla tokalaşacaktım. Otobüs gökyüzüne doğru yol alıyordu. O an gerçekten de bulutların üzerinde uçabilmeyi onlarla dans edebilmeyi çok istedim. Bu hayaller eşliğinde dışarıyı seyrederken sonunda Hamsiköy tabelasını gördüm. Az kalmıştı.

Nihayet otobüsten inebildiğimde rengarenk kocaman bir papağanla göz göze geldim. Kendisiyle biraz hasbihal ettikten ve verdiği cevapLara bolca güldükten sonra yıllardır Hamsiköyde sütlaç işiyle uğraşan Osman abinin sütlacını yemek için beklemeye koyuldum. Bu sırada hava da biraz soğumuştu. Sütlacın tadı gerçekten lezzetliydi. Aslında buradaki sütlaçlar eskiden saf manda sütüyle yapılıyormuş ancak günümüzde burada çok manda kalmadığından inek sütüyle yapılmaya başlamış. Sütlacın ardından mis gibi dumanı tüten  Karadeniz çayını da içtim artık etrafı keşfedebilir, fotoğraf çekebilirdim. Oturduğum yerden kalktım ve biraz yürüdükten sonra başımı sağa doğru çevirdim. Gördüğüm manzara inanılmazdı. Yaşadığımı ve ne kadar az şükrettiğimi hissettirdi bana. Herşey nasıl da birer mucizeydi Yaradan nasıl da güzel yaratmıştı. Ağaçlar bulutları misafirliğe kabul etmiş, karşılıklı sohbet muhabbet eşliğinde çay içiyorlardı sanki. Bol bol fotoğraf çektim ve eşsiz manzaranın tadını çıkardım. Derin bir nefes aldım ve gülümsedim. Keşke hep yollarda olsam…



7 Eylül 2018 Cuma

Şükrü Erbaş'dan...

Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? Acıyı 
görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek 
kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan, 
umuttan, sevinçten ne anlar? Göğü görmeden, denizi gör-
meden maviyi anlamaya benzemez mi bu? Bir güz dü-
şünün ki Ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış, 
böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? Başlamanın bir 
anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa 
başlangıcı olmak değil midir? Yaşamı düz bir çizgide tut-
mak tükenmektir. Yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı 
aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların 
sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik 
olur tükenmek değil de? 

16 Ağustos 2018 Perşembe

Her gün oku...

"Her gün oku. Her şeyi oku. Ağaç olmak nasıldır, Van Gogh olmak nasıldır, İkinci Dünya Savaşı’na katılmış olmak nasıldır? Öğren. Bir gün hepsi, bir yapboz gibi, birleşip sana inanılmaz gerçekleri gösterecek. "

9 Nisan 2018 Pazartesi

Merhametidir, bir insanı güzelleştiren...

Demişler ki;
"Malı mülkü değil,
kaşı gözü değil,
hırkası heybesi de değil,
merhametidir, bir insanı güzelleştiren."

3 Ocak 2018 Çarşamba

Kalp kırmamaktır edep...


"Haddini aşmamak, kalp kırmamaktır edep. Dedikodudan, haksızlıktan ve ithamdan uzak durmaktır edep. Eyvallah kelimesi üzerine kafa yormaktır. Bilmediğin konuda susmak, bildiğin konuda ahkâm kesmemektir edep. İnsan ayrımı yapmamaktır. Aşırılığa gitmemektir." -Elif Şafak-

9 Aralık 2017 Cumartesi

Kitaptan uzak duran, dünyanın süslerine aldanacaktır


"Akşama kadar evden çıkmadım. Okudum. Düşündüm. Kapitalizm benim gibi evde oturan adamı naapsın? Hiç hazzetmez. Evde oturan adama bir şey satamaz çünkü. Bu yüzden de, insanın evde sıkılacağına dair yalanlar üretmiştir: mutluluğu, neşeyi, eğlenceyi 'evin dışında' konumlamıştır. Zavallı insan kardeşlerim de bu oyuna gelir, evde canının sıkıldığı yalanına inanan, dışarı çıkar ve kaçınılmaz bir şekilde para harcar. 'Yemeğe çıkmak, sinemaya gitmek, alışveriş yapmak' bir mutluluk biçimi olarak sunulur. 'Evde pineklemek, uyuz uyuz oturmak' gibi tabirlerle de evcimen hayat küçümsenir. Oysa kapitalizmin bu tezgahına karşı, Müslüman, evinde mutlu olan adamdır. Bu sebeple bayım, biz evimizi bilinçle ve inatla sevmeye devam edeceğiz. Gerçi kapitalizm, televizyon ve internet aracılığıyla, evdeki adamın da cebindeki paraya gözünü dikmiş durumda. Evine kapanan adamı bile rahat bırakmıyorlar. Şeytan dünyayı bu yüzyılda süslediği kadar hiç süsleyememişti. Kitaptan uzak duran, dünyanın süslerine aldanacaktır vesselam."